10 Ekim 2010 Pazar

Çin'de Bir Fransız-Bölüm 5

Terkedilmiş bir arazi.Beş adam ne olucaklardan habersiz.Şarhoşluklarıyla buralarda hava yükselen kahkalarla dolaşıyorlardı.Aniden uzaktan gelen silah sesleri duyuldu.Biri yere düştü.Ne kadar şarhoş olsalarda arkadaşlarının ölümüyle kahkaların yerini bağırışlar aldı.Hemen arabalarının arkasına geçerek kendilerine cephe oluşturdular.Dört adam gerek arkadaşlarının intikamı gerekse kendi onurları için çarpışıyorlardı.Fakat;nafile karşı tarafta çok fazla adam vardı.Ve yavaş yavaş yaklaşıyorlardı.Dördü önce arkadaşlarına sonra da birbirlerine anlamlı şekilde baktılar.Bu bakışı hepsi de hatırlıyordu daha önceden.Son kez kontrol ettiler silahlarını.Hepsi birer yudum aldı içkiden.Deliler gibi saklandıkları arabaların arkasından çıktılar.Düşmana doğru koşuşturmaya başladılar.Önce biri düştü.Sonra biri daha.Artık;iki kişilerdi.Ne kadar çok adam olsada iyi idare etmişlerdi.Düşmanlardada kayıp vardı.Son kez çarpıştıklarını ikiside çok iyi biliyorlardı.Çıkarak son kurşunlarınıda düşmana boşalttılar.İkiside yere düştüğünde birbirine bakıyorlardı.Bu ölümün değil;ayrılmanın üzüntüsüydü.
Fransız baba,kıyıdaki evde adamların dostu olan kadınlar ve çocuklarla beklemeye başladı.Her şey normaldi ta ki;televizyonda beş adamın mafya tarafından öldürüldüğünü görene kadar.Zor zamanlar onun için başlamıştı.Artık;bu yolda tek başına ilerlemek zorundaydı.Ve birşeylerin sonuna gelindiğini hissediyordu artık.Hepsini kendi elleriyle öldürecekti ant içmişti.Bir şey söylemeden masadan kalkarak sahile doğru yürüdü.Ellerine cebine sokarak kara kara düşünmeye başladı.Sabaha kadar dua ederek Tanrı'nın kendini bağışlamasını istedi tüm günahları için.Sonrada silahını çıkararak kontrol etti ve yola koyuldu.
Sabah saat dokuz.Arkadaşlarını öldürten patron masada oturmuş belkide son yemeğini yiyordu tam şehrin merkezinde.Silahını çıkardı ve isabetli ateşler yapmaya başladı.Bir,iki,üç,dört sıkmaya devam ediyordu.Ona doğru gelen iki koruma çoktan yerdeydi.Diğer iki adam ise patronu kaçırmaya başladı.Takip başlamıştı.Zaten baya karışık olan Chinatown'un karışık sokaklarında geçen çatışma çoğu kişinin kaçışmasına neden oldu.Birbirlerine yağdırmaya devam ediyorlardı.Patron bu cehennemden kaçmayı planlıyordu.Daha önceden küçümsediği adam şimdi onun azraili olmak için çoktan gelmişti bile.Tenha sokakların birinde iki kamyonun ortasından geçerek arkasına saklandı patron.Bir yandan gülerek korumalarını saldı.İkisinide son yolculuguna uğurladığını biliyordu.İkiside yere düşmüş son kez inlemişlerdi.Patron silahını pantolununun arkasına saklayarak tutuklanma numarası yapmak istiyerek
-Burdayım,yolun sonunun geldiğini anladığım için teslim oldum.
Fransız bir an şaşırmıştı.Tam dalgınlık sırasında patron silahını çıkardı ama bu onun koluna iki mermi yemesine neden oldu.Acı içinde kıvranıyor bir yandan telafide bulunmaya çalışıyordu.
-Arabam senin,evim senin,param senin olsun yakarışıyla affedileceğini sanıyordu ki kalbine gelen mermi iki saniye sürmeden nefesini kesmişti.Her şey buraya kadardı.Baştaki adam artık yoktu.İntikamını almıştı ta ki;felç kalan kızının öldüğünü duyana kadar.Yıkılmıştı.Kalbi artık dayanamıyacaktı herhalde.Gözünden hayatı boyunca hiç dökmediği gözyaşları döküldü.Hepimiz ne kadar intikamı sevsek de hiç bir şeyi geri getirmediğini düşündü kendi kendine ve karamsar bir bakış attı hayata,kaybettiği ailesine....

Son beğenmişsinizdir umarım.Uzun olarak yazmak istedim böyle beş bölüm olarak.Çünkü ayırmazsam;baya uzardı ve birazcık da olsa heyecan olmazdı diye düşünüyorum...

18 Eylül 2010 Cumartesi

İsyanım Var Arkadaş
İsyanım var abi.Beni sevmedi ölsem diyenlere.Ne yapıyosun ki oglum ölmek ne kel alaka.
İsyanım var;aşk-ı ilan edenlere.Orda burda gözüksünde millet aşkımla bizi iyi tanısın diyenlere.
İsyanım var;benim de sevgilim var diye platoniği karşılıklı sayan dingillere.
İsyanım var;uzanamadığı ciğere laf edene.
İsyanım var;aşksız yaşayamam deyip de iki güne kalmadan vazgeçene.
İsyanım var;Tweetlerini aşkla dolduranlara.
İsyanım var;aşkı parayla alanlara.
İsyanım var;aşkım için ölürüm deyipte aşkını öldürene
İsyanım var;gözlerle dolu nakaratlar içeren aşk şiirlerine.
İsyanım var;mor menekşelere,kırmızı güllere
İsyanım var;aşık apaçilere

İsyanım var oğlu var aslında;biraz olsun dökeyim içimi dedim.Yeter

11 Eylül 2010 Cumartesi

Çin'de Bir Fransız-4

Eve giren 4 kişiydi.En azından bunu biliyolardı.Hepsi arabaya atlayarak Çin Balık Pazarı'na doğru yola çıktılar.İki saat süren yolculuktan sonra ne yapıp ediceklerini ekibin bilgi sızdıran 'max' lakaplı adamları tarafından öğrenmişlerdi.Sadece adamın buralarda çalıştığını biliyorlardı.Cinayet mahalliyle ilgili olarak katillerden birinin sol eline kurşun isabet ettiğinden şüpheleniyorlardı.Pazarı dolaşırken sol elinde bandaj sarılı olan adamı takip etmeye koyuldular.Üç kişinin oturdugu masaya dogru giden adamı izlediklerinde katillerin dördünüde bulmuş oldular.Şimdi ise sabır gerekliydi.
Sabırlı bekleyişin ardından , dört kişi arabalarına binip yola koyuldular.Ekip yavaşça kendini farkettirmeden takibi sürdürdü.Ormanlık alana giren kiralık katillere doğru koşan ufak çocuklar bizim ekibi etkilemiş gibi görünsede,müşterinin intikam acısından dolayı hiç bir şey hissetmedi.Tam karşılarındaki masaya oturup aileleriyle oturup eğlenmelerini izlediler.Çocuklarına yemek yediriyorlar,oyun oynayıp onlarla gülüyorlardı.Ailenin hepsi onların balıkçılıkla uğraştığını sanıyordu.Halbuki;hepsi birbirinden daha acımasız seri katillerdi.Sadece;bu gerçeği diğerleri bilmiyordu.Korkulu gözler çocuklarıyla oynayan adamların hepsinden belirdi.Sanki;o piknik hiç bitmesin istiyorlardı.Daha sonra;aileler toplandı ve vedalaşarak çocuklar ve kadınlar oradan uzaklaştılar.Ekibin masasına gelen kiralık katillerden en azından takımın beyni gibi gözüken :
-Biz sadece bize emredileni yaptık.
Federic:
-Çocukları neden öldürdünüz?
-Bizi gördüler.
-Nedeni bu değil
Sanki orda planlanmış gibi herkesin eli silahlarına uzandı.Ve gecenin kör karanlıgında,mermilerin havada uçuşması ve silah sesleri ortalığı birbirine kattı.Ormanlık alan oldugundan dolayı herkes bir anda ordan kaçıştı.Sadece ormanda onlar kaldı ve yeşilliklerin arkasına saklanarak,soğuk ellerinde tuttukları silahları karşılıklı olarak ateşlediler.Jacob az daha gözüne isabet edicek kurşundan ağaç sayesinde kurtuldu.Ve derin bir nefes alarak sola eğimli şekilde ateşe devam ettiler.Jacobun ekibinden Adrian'a kurşun gelmişti.Yerde soğukkanlılıkla yatarken kiralık katiller tam önü öldüreceği sırada,eski KGB ajanı olan Federic silahını ateşledi böylece karşı taraftan biride yaralanmış oldu.Hemde göğüsünden.Kiralık katiller vurulan adamlarını geri çekerken kurşun yağmuruna tutuldular.Tam kaçarken katillerden biri ağacın kenarından ortalıkta ap açık duran Federic'i göğüsünden vurdu.Federic yere yığıldı.Böylece düşman ordan çabucak tüyerek yem olmaktan kurtuldu.
Gece 02.00,boş olan depodan içeri 5 kişi girdi.Federic,yanındaki 2 adama yaslanmış şekilde masaya yatırıldı.Alkolü kokladıktan sonra mayhoş olan Federic eski bir polistim sözlerine başlayınca depoda derin sessizlik oldu.Neşter tutan el sanki donmuş gibiydi.Kafasını yana çevirerek nasıl kabul ederim bakışında olan Jacob,operasyonuna devam etti.Dişlerinin arasına alkol koyulduktan sonra devam ettiler.Bağırmak istedi,gözlerini kapayarak acısını dindirmeye çalıştı ki neyse ki bitmişti.Yarasını sardılar.Ve depoda uyuması için bıraktılar.
Telefon çalıştı arayan patrondu.Naptıklarını ve ne yapacaklarını konuştular.Hay aksi,vurdukları adam da patrona çalışan adamlardı.Ve ailenin ölüm emrini veren de tabi ki bağlantılı olarak patron olmuştu.Federic'e söylemeleri gerekti ama;bugün değil.
Zil çaldı.Eli silahlı 5 adam , masada yatan koltukta uyuyan ve ayakta operasyonu izleyen adamın oldugu odaya girip herkesin canına kıydı.Ameliyat masasındaki geçen vurduklara adamada iki üç el sıktıktan sonra çıkıp gittiler.Patron bunları telefondan duyduktan sonra elindeki bardağını yere doğru salladı ve kırık sesleri ile işin ihanete dönüştüğünü gösteren gözlerden başka bir şey kalmadı ortalıkta.

7 Eylül 2010 Salı

Çin'de Bir Fransız-3

Perdelerin arasından vuran güneş ışığı,bilenmezlik içinde yatağında bir o kadarda manevi olarak acıyla kıvrılan yaşlı bir adam.İlk işi, kafasına takmayı unutmadığı şapkası ve uzun paltosunu üstüne geçirmek oldu.Dün kapıda gördüğü ekibi bulması hiç de zor olmadı.Sizde bir pub da barmenin cebine elli dolar sıkıştırarak kimin ne oldugunu,nerede takıldıgını öğrenebilirdiniz.
Terk edilmiş binanın sıvaları dökülmüş,tuğlaları gözüken ufak kapısından girdi iki kat çıktıktan sonra kepenklerle kapanmış olan inşaat artığı binanın içinnndeki ofise vardı.Dört adamda ordaydı.Ekiptekilerden Aaron silahına uzanırken, takımın elebaşı olan adam- en azından öyle gözüküyordu- silahını yerine koymasını ister gibi bir bakış attı.Daha sonra adama bir sandalye çektiler.Aaron;
-Evet,Mesele nedir?
Cebinden çıkardığı cinayet mahalli fotoğrafları soğukkanlı ve katil olsalarda hüzünleri en azından nefretle dolu gözlerine yansıdı.İki ufak çocuk,bir adam ve kadının fotoğraflarıydı bunlar.Hepsi ayrı ayrı acımasızca öldürülmüş insanlardı.
-Mesele şu ki ; yardıma ihtiyacım var intikam almalıyım.
Fredic ,Aaron'un sözünü bölmek istercesine
-Pahalıyızdır , dedi.
-Para sorun değil diyerek cebinden çıkardığı ellilik euro banknotları masanın üstüne umursadan attı.
Gözleri açılan ekip,işi hallediceklerini her biri aynı anda kafa sallayarak onayladı.
Sessiz ve ıssız yollardan geçtikten sonra havaalanınıda geçince anlamıştı kızının evine yaklaştığını.Ekiple birlikte katliamın yaşandığı eve doğru yol alırken aklında sorular,yüreğinde intikam acısı bitmiyordu.Bu işi yapanların kanı yere dökülmedikçe içi rahat etmeyecek.Ömrünün kalan şu son yıllarında pişmanlıklarla yanıp tutuşucaktı.
Eve gelmişlerdi.Kapıda polislerin yapıştırdığı şu şaçma sapan şeritler yok mu hepsi için hazırlıklıydı.Yırtarak girdi içeriye,kan izleri,yerdeki eşyalar,kırılan saçılan aklına gelebilecek her şey gözlerinin önünde serili gibiydi.Kapılardan geçerken nasıl korkular yaşadıklarını bir nebzede olsa anlayabiliyordu.Bahçeye açılan kapıdan, kocaman bir bahçenin ve masaların oldukları yeşillik bir alana çıktılar.Belki;evin en zarar görmemiş yeriydi.Hatta;hiç zarar görmemişti.Masaya oturduklarına önlerinde bir ziyafetle karşılaştı ekip.O yemekler sanki;usta bir aşçının elinden çıkmış gibiydi tabi; bu sadece ekibin gözünden görünen yüzüydü.
Yağan yağmurun Çin sokaklarına yarattığı karamsar havasının içinde giden Lincoln 66 model sanki;çevredekilerin hepsinin dikkatini üstüne çekmişti.İçinde kürkü olan - kendi çapında zenginliğin keyfini çıkaran-genç bir adam dikkat çekti.Telefonu kulağından hiç düşürmüyor devamlı telefonda bir şeyler mırıldanıyor,bazen sesi yükseliyordu yanındaki asistanına göre.Adamcağız onun bütün günlük meşkalesine karşılık aldığı iki kuruşa bile sevinecek hali bile yoktu.Çünkü;mafya işlerinin içine hele ki Chinatown'da girdiğinizde çıkışının olmadığı ekip bile iyi biliyordu.

5 Eylül 2010 Pazar

Çin'de Bir Fransız-2

Genç kadın ne oldugundan habersizce loş ışıktaki yatağında oturmaktadır.Kocasının evde kimse olmadığını haber vermesini bekler sessizce.Bu arada kocasının yere uzanmış kanlar içinde yattığından haberi yoktur.Çocuklarının odasına giderek onları uyandırmak ister.Fakat;çocuklar zaten seslerden dolayı uyanmışlardır.Annelerine sarılarak beklemeye koyulurlar.Ta ki;merdivenlerde 2-3 ayak sesi duyulana kadar.Kadın neler oldugunu anlamıştır.Artık;evde sadece aile yoktur,evde yabancılar da vardır.Çocuklarını,ani bir telaşla gardolaplarının içine sokar daha sonra kapıyı kitler ve bekleyiş başlar.Dışardan ağlamaklı gibi gözükmesede içinde fırtınalar kopmaktadır,kocasına kesinlikle kötü bir şey oldugunu düşünür.Gardolabın ufacık aralarından annelerine bakan çocuklar telaşlı olsalarda annelerinin istemeyerek de olsa yarattığı tebessümle birazcık olsada rahatlarlar.Sesler kesilmiştir diye düşünürken kapıdan geçen ve kapıda ufak delikler oluşturan mermiler kadının yaralanmasına neden olur.İçeri üstünde yağmurluk olan Chinatown'da takılan tiplere benzeyen üç Çinli adam girer.Kadın,yerde boş gözlerle gelen adamlara bakarken gardolabın içinden sesler duyarlar.Ve,adamlardan biri hiç düşünmeyerek gardolabın içine şarjörü boşaltır.Ve geriyle boş bir ev,katliam olmuş bir aile kalır.
Olay mahalline gelen adli tıp rutin işlerini yaparken,Polis şefi Jack Anderson yine görev başında ailenin yakınlarına ait bilgilere ulaşmaya çalışır.Tablo ortadadır aslında;bir aile eve gelen 3-4 adam ve katliam.Dışardan yeterince basit gözüksede işin arkasında birinin oldugunu anlamak hiç de kolay değildir.Şef,kadının Fransa'da yaşayan babasına ulaşır.Federic, Fransa'da yaşayan geliri yüksek, eğlence yeri sahibi bir adamdır.Aslında;bu mesleği onun hayatla olan perdesidir.Baba acele bir şekilde Çin'e gelir.Nanki'ne hava yoluyla gelen baba,mankuoya kara yoluyla geçerek kızının yanına ulaşır.Doktorların tüm cabasına rağmen;hayatı boyunca felç kalacak kızını hastanede ziyaret eden baba intikam ateşiyle tutuşur.Kızının hasta yatağında savunmasız,yalnız,başkalarına ihtiyacı olan kızını görmesi babaya ant içtirir:
-Dinle,hayattaki tek dayanağım Linda, hiç merak etme intikamını alacağım.
Hastaneden çıkan baba en yakın taksi durağına gider.Ve burdan taksiyle en meşhur otellerden birine geçer.Resepsiyondaki kaydı tamamlandıktan asansöre biner ve odasına doğru yol alır.
Bu arada 4 kişilik ekip operasyon için hazırdır.Ekip,temiz çalışan bir o kadarda pahalı bir ücrete sahip 4 kiralık katilden oluşur.Hepsi ayrı ayrı eğitimler almış ve yetişmişlerdir.Şimdi ise paraya para demeden insan canı alarak günahlarla bezenmiş şekilde para kazanan kişilerdir.Hedefin otelde hangi odada bulundugu öğrenmek için kız arkadaşını takip ederler.O anda telsizden bir ses gelir:
-Oda 478
-Anlaşıldı.
Odaya doğru yola çıkan ekip kapının mandalını büyük bir titizlikle uğraştıktan sonra içerde hedefi etkisiz hale getirdikten sonra odadan çıkarlar.Tam bu sırada;Federic odasına doğru giderken odadan çıkan eli silahlı 4 kişiyi mavi gözleriyle kestirir.Giydiği uzun paltoyla karşısındakilere karanlık ve sert bir hava verdiğinden adı kadar emindir.Onu gören ekip hiç konuşmadan iki dakika boynunca gözünün içine bakarak durur daha sonrada ordan yavaşça uzaklaşırlar.Federic odasının kapısını anahtarıyla açarken bir yandan aklına oluşan soru işaretlerini cevaplayacağını kendi kendine söz vererek tembihler..

4 Eylül 2010 Cumartesi



Çin'de Bir Fransız
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken , çocuklarını okuldan alıp eve gelen bir baba ve evde onları bekleyen bir anne.Evdeki herkes o gün olucaklardan habersiz bir şekilde ölümü beklerken herkes neşeli.Kimse o günün rezalet bir şekilde sonlarını olucaklarından habersiz.Tommy Wang o gün eve geldiğinde belki;sadece onun bildiği diğer kimsenin bilemiyeceği bir şeyin farkında.Tehdit edilmiş,işin bu boyutlara gelebileceğinden hiç mi hiç haberi yok.Sadece dışardan nezih ve zengin görünen yaşamının aslında;ne kadar sancılı oldugunu sadece o bilebiliyor.Yemekler yeniyor,herkes masada gülümsüyor,evin babası çocuklarına gülümsüyor onlara bir takım oyunlar yaparak az da olsa işinin artık saatlerini böyle geçindiriyordu.Gece oldugunda herkes odasına çekilmiş,çocukların babası evlatlarına son öpücükleri kondururken bu öpücüklerin her iki taraf içinde son oldugundan habersizler.
Gece herkes derin uykularda,çeşitli rüyalardayken giriş kapısından sesler gelmeye başlıyor.Yağmurun hışırtısı ve kapının açılma gıcırtısı yatağında uyuyan Lina Wang'ın uyanmasına neden oluyor.Gözlerini herkesten habersiz açmış,sesin düşündüğünden kaynaklamadığına ikna olmak için yüreği pır pır ediyordu.Sesler daha da belirginleşmişti şimdi.Zemine basan ayakkabıların sesi şimdi daha da kulağına yakın geliyordu.Kadın,hemen kocasını uyandırdı,telaş içinde.Anthony hemen gözüne taktığı gözlüğü ve uykudan yeni uyanmış yaşlı adamın edasıyla ne oldugunu eşi şüphelendiğini anlatarak kontrol etmesini ister-tabi bu daha sonra pişmanlığa dönüşücektir-
Tommy,yavaşça merdivenlerden inerken kapının kilidinin kırıldıgını ve içeri giren su damlacıklarını izlerken yerdeki ayak izleri dikkatini çeker.Karısının hisleri doğrudur artık.Evde onlardan başka birileri vardır.Boğazı düğümlenir,işde yaşadığı şüpheleri kafasından atmaya çalışsada onun ve savunmasız ailesinin sonunun geldiğini az buçuk anlar ve kabullenmeye çalışmaktan çok nasıl kaçıcaz telaşı içine girerken,Tommy dahada ileri giderek kapının yakınına giderken arkasında tam şimşek çaktığı sırada bir şey belirir.Korku yüreğine inmiştir,fakat;çığlıkları ve bağırışları onun için bir şey fark ettirmeyecektir çünkü;artık o ölüdür.

Devamıda var...