7 Eylül 2010 Salı

Çin'de Bir Fransız-3

Perdelerin arasından vuran güneş ışığı,bilenmezlik içinde yatağında bir o kadarda manevi olarak acıyla kıvrılan yaşlı bir adam.İlk işi, kafasına takmayı unutmadığı şapkası ve uzun paltosunu üstüne geçirmek oldu.Dün kapıda gördüğü ekibi bulması hiç de zor olmadı.Sizde bir pub da barmenin cebine elli dolar sıkıştırarak kimin ne oldugunu,nerede takıldıgını öğrenebilirdiniz.
Terk edilmiş binanın sıvaları dökülmüş,tuğlaları gözüken ufak kapısından girdi iki kat çıktıktan sonra kepenklerle kapanmış olan inşaat artığı binanın içinnndeki ofise vardı.Dört adamda ordaydı.Ekiptekilerden Aaron silahına uzanırken, takımın elebaşı olan adam- en azından öyle gözüküyordu- silahını yerine koymasını ister gibi bir bakış attı.Daha sonra adama bir sandalye çektiler.Aaron;
-Evet,Mesele nedir?
Cebinden çıkardığı cinayet mahalli fotoğrafları soğukkanlı ve katil olsalarda hüzünleri en azından nefretle dolu gözlerine yansıdı.İki ufak çocuk,bir adam ve kadının fotoğraflarıydı bunlar.Hepsi ayrı ayrı acımasızca öldürülmüş insanlardı.
-Mesele şu ki ; yardıma ihtiyacım var intikam almalıyım.
Fredic ,Aaron'un sözünü bölmek istercesine
-Pahalıyızdır , dedi.
-Para sorun değil diyerek cebinden çıkardığı ellilik euro banknotları masanın üstüne umursadan attı.
Gözleri açılan ekip,işi hallediceklerini her biri aynı anda kafa sallayarak onayladı.
Sessiz ve ıssız yollardan geçtikten sonra havaalanınıda geçince anlamıştı kızının evine yaklaştığını.Ekiple birlikte katliamın yaşandığı eve doğru yol alırken aklında sorular,yüreğinde intikam acısı bitmiyordu.Bu işi yapanların kanı yere dökülmedikçe içi rahat etmeyecek.Ömrünün kalan şu son yıllarında pişmanlıklarla yanıp tutuşucaktı.
Eve gelmişlerdi.Kapıda polislerin yapıştırdığı şu şaçma sapan şeritler yok mu hepsi için hazırlıklıydı.Yırtarak girdi içeriye,kan izleri,yerdeki eşyalar,kırılan saçılan aklına gelebilecek her şey gözlerinin önünde serili gibiydi.Kapılardan geçerken nasıl korkular yaşadıklarını bir nebzede olsa anlayabiliyordu.Bahçeye açılan kapıdan, kocaman bir bahçenin ve masaların oldukları yeşillik bir alana çıktılar.Belki;evin en zarar görmemiş yeriydi.Hatta;hiç zarar görmemişti.Masaya oturduklarına önlerinde bir ziyafetle karşılaştı ekip.O yemekler sanki;usta bir aşçının elinden çıkmış gibiydi tabi; bu sadece ekibin gözünden görünen yüzüydü.
Yağan yağmurun Çin sokaklarına yarattığı karamsar havasının içinde giden Lincoln 66 model sanki;çevredekilerin hepsinin dikkatini üstüne çekmişti.İçinde kürkü olan - kendi çapında zenginliğin keyfini çıkaran-genç bir adam dikkat çekti.Telefonu kulağından hiç düşürmüyor devamlı telefonda bir şeyler mırıldanıyor,bazen sesi yükseliyordu yanındaki asistanına göre.Adamcağız onun bütün günlük meşkalesine karşılık aldığı iki kuruşa bile sevinecek hali bile yoktu.Çünkü;mafya işlerinin içine hele ki Chinatown'da girdiğinizde çıkışının olmadığı ekip bile iyi biliyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder